7 Temmuz 2015 Salı

ETİMATİK

Bu reklam olsun diye yazılmış bir yazı değil ama reklam olacak eninde sonunda. Olsun varsın zaten Etimatik' i üreten de EtiMaden ki o da kamu kuruluşu, eski Etibank yani.
Tam olarak ne zaman başladı bilmiyorum bendeki bu doğalcı, organikçi halleri hatırlamıyorum ama oldukça eski. Bu meselelerin internet aleminde ve televizyonlar ayyuka çıkmasından da eski bendeki haller. Evlendiğimden beri, ki 8 yıl olmuş, bütün marketlerde bulunabilen sıradan çamaşır deterjanlarında 2 ya da en fazla 3 paket girdi evimize. Neler denemedim ki! Neler çektim. M. nin ara ara tutan sebepsiz kaşıntıları sonra da çocuklar derken, sabun mu rendelemedim, organik deterjanlara bir sürü paralar mı ödemedim, makinanın yıkama ayarlarını mı bozmadım. Bir ara Frosch diye bir marka kullandım. Sıvı çamaşır deterjanı fena değildi. Aslında Frosch organik -ki bu kelimeden de nefret etmeme ramak kaldı- ya da tamamen doğal falan değil ama sıradan deterjanlardan çok daha iyi. Ammma velakin o da yalnızca Migrosta bulunur oldu ki ordan alışveriş yapmıyoruz. Amway kandırdı beni bir ara, aslında onun deterjanının performansı iyiydi amma hem boykot ürünüymüş, hem de içeriğini iyice didikleyince hiç de masum olmadığını gördüm. Tabi bu arada internet alemi sağolsun yeni yeni ev yapımı deterjanlar imal ettim durdum.  

Taaa ki bir ay kadar önce zeytinyağlı sabun rendesiyle yıkadığım havluların berbat kokusunu duyup üstüne bir de bütün ev halkında başlayan sebepsiz kaşıntılar, cilt doktoru ziyaretlerimiz ve kortizonlu merhemler eklenene kadar.

Kafam atmış, sabrım da  takatim de tükenmişti. O kadar uğraş didin millet gene de uyuz olsun, kızarsın, kaşınsın! (Bu uğraşma, didinme, bir şeyleri yapma, kendinde bir şeyleri değiştirebilme gücü görme meselesini, bu kibirli densizliği farkedişimi de ayrıca yazmam lazım.) 

Yeter artık deterjan alacağım diye isyan ettiğimde M. inanmadı, Aysel (bakıcımız, temizlikçimiz, terapistim, elim ayağım vs.) çok şaşırdı. Velhasıl deterjanı alamadan Zeynep' e egzama teşhisi konuldu, vücudunun muhtelif yerlerinde kaşıntılı kızarık döküntüler çıktı. Aysel de "Hadi al baklaım deterjan da görelim" diye benimle dalga geçmişti kiiiii markette deterjan reyonuna doğru boynum bükük, kalbim kırık yürürken bir de ne göreyim! Ta ta ta taaaaam: Etimatik (ben ona bormatik diyorum) Kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş. Rabbim bana acıdı ve tam da acizliğimi kabul ettiğim anda sıkıntımı gideriverdi.

Alt tarafı bir deterjan, fazla demagoji yaptın diyorsanız da olsun varsın, benim için hayat böyle bir şey işte.

Bu arada Etimatik'i 5 -6 yıkamadır kullanıyorum şimdilik çok memnunum. Zaten daha önce de zeytinyağlı sabun rendesi + karbonat+çamaşır sodası +boraks karışımı hazırlayıp kullanıyordum. Şimdi bu Etimatik  hem daha iyi temizliyor, hem daha ucuza geliyor, daha güzel kokuyor ve hem de benim için çok daha pratik!!!  Buradanda detaylı baklıabilir http://www.etimaden.gov.tr/eti-matik-265s.htm

12 Eylül 2014 Cuma

Ayarlarım Bozuk !

Bir sene olmadan tekrar yazabiliyorum. Aman ne güzel!!! Bunun sebebi biraz da şahsi bir bilgisayarımın olmayışı. Yani aslında bir tane var da, yok sayılır:) M.'ye bilgisayar istiyorum deyince, "E var ya senin bir tane" diyor. Ama ben onun aylardır nerede olduğunun bile bilmiyorum. O kadar yani!

Ammaan neyse. Zaten benim her zaman mazaretim çoktur. İstersen yaparsın ama değil mi. Bahaneler, mazaretler engel olamaz. Bazıları öyle diyor. Kısmen doğru. Ama kısmen.

Benim ayarlarım bozuk aslında. Ne yazık ki Ömerim de bana çekmiş:( Tv de bir psikiyatr biraz bahsetmişti. Bazı insanlarda genetik bir durum varmış. Sürekli haz peşinde koşarlarmış. Hele bir de bu haz peşinde koşma durumu dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozuklu ile beraber olursa, bomba olurmuş. Ha ha hay! İşte bunlar küçük miktarlarda ben de var. Ama o küçük dediğim miktarlar etrafımdaki insanlara bakıp, onlarla kıyaslayınca küçük. Yoksa gayet de ayarları bozmaya yetecek miktarlar! Bazen çok zorlanıyorum günlük hayatın rutinlerini idame ettirmekte. Hadi eskiden idare ediyordum da iki çocukla zor oluyor gibi. Etrafımdaki insanlar son derece bilimsel (!) açıklaması olan bu duruma basitçe "nankörlük" deyiveriyor ve birçok zaman ben de onlara katılıyorum.Kısacası ; rahat beni dürtüyor!!!

 Ne kadar ihtiyacım var bir arkadaşa. Rahatça konuşabileceğim, beni anlayabilecek birine ne kadar ihtiyacım var. M. anlıyor aslında, ya da anlıyordu. Yani eskiden, ben anne olmadan önce. Anlayışlıdır aslında ama şimdi benim bu sürekli ayarı bozuk halime bir de annelik eklenince iyice zor oldu anlaşılabilmem.


Anlaşılmak. Ne kadar ulaşılmaz, ne kadar zor, ne büyülü değil mi? Var elbette beni çok çok çok iyi anlayan, çok şükür ki biliyorum da O'nun varlığını ama sorun şu ki O, beni benden de iyi anladığı için ve ben de bir türlü "raziyye" olamadığım için hala bir beşer ümit etmekteyim beni anlayabilecek nitelikte.


17 Aralık 2013 Salı

Kızım geliyor, inşaAllah:)

Resmi http://seyyafinannesi.wordpress.com/ sitesinde gördüm, çok beğendim:):):) İnşaAllah yakında ben de böyle olacağım. Ömerim abi olacak. Muhtemel doğum tarihi 5 Mart 2014, bakalım hayırlısı...

6 Ağustos 2013 Salı

Kadın çalışmamalı! Peki ya ben???

...
Medineye gitmiştik ilkin. Artık örtümü çıkarmamalıydım. O gün, o zaman bir milattı benim için, hissediyordum. Mescitdeyken kesin karar veriyordum, örtümü açmayacaktım. Otele dönünce bin tane şüphe, bin tane soru geliyordu aklıma. Bir kaç gün böyle devam etti. Sevgili Canan abla, aynı kafiledeydik, Medine'de tanıştık. Ona anlatıyordum Ravza'nın bahçesinde. Dedi ki bana "sen doğru bir karar verdir, iyi hayırlı bir şey yapacaksın, şuan şeytan seni yanıltmaya çalışıyor, kanma!" O güne kadar hiç böyle düşünmemiştim. Şeytanı bildiğimi sanıyordum ama bu kadar yakınımda, doğrudan bana fısıldadığı anlar olduğunu hiç farketmemiştim. Otele dönünce bu defa da işyerinde ne yapacağımı soruyordu bana. M.'ye söyledim. O da, ki Allah ondan razı olsun, "Gerekirse çalışmazsın, madem sen örtünmek istiyorsun önemli olan bu. Aç kalmayız ya, tek maaşla da geçinilir. Bunu dert etme." Onun bu iyiliğini asla unutamam.
Şimdi işyerimde de başörtülü çalışabiliyorum. Daha doğrusu üç yıldır böyle. Ama yine de tam bir tesettür içinde olamıyorum. İşyerinde ferace ya da pardesüyle duramam. Son dönemde kilo da alınca gerçekten bedenimi örtecek şekilde giyinmek iyice mesele oldu.
Şimdi bu kadının işyerinde, ki erkekler de var, çalışarak kazandığım bu para tamamen helal midir? Evde onu bekleyen bir de bebeği var; 1,5 yaşında. Aslında bebeğin durumu fena değil. Bakıcısı gerçekten çok iyi. Namaz kılan, tesettürlü, bebekle beraber Kur'an-ı Kerim okuyan, Allahtan korkan biri. Yaklaşık bir yıldır, hiç bir yanlışı görülmemiştir. Kendisinin de üç çocuğu vardır.Bebek de bakıcı Ciciannesini çok sevmekte. Ayrıca bu kadın öğlen yemeklerine de evine gitmekte, eviyle işyeri arası da yürüyerek 1 dk  bile sürmediğinden günün yalnızca 7 saatini evin dışında geçirmekte.
............................
Yazdıkça zihnim açılıyor sanki. Bu yazı dizisine ilk başladığımda işi bırakmanın en doğru karar olduğunu sanıyordum ama şimdi emin değilim. Şöyle ki;
Evde hiç bir işe yetişememin; hafta bir gün temizlikçim (aynı zamanda terapistlik de yapar bana!) gelmesine rağmen yine de evin darmadağın oluşunun; son zamanlarda sürekli yorgun ya da hasta oluşumun; ne oğluma ne eşime ne ev işlerine ve ne de bize asıl faydası dokunacak her türlü ibadetime yeterince zaman ayıramıyor oluşlarımın  sorumlusu olarak ÇALIŞIYOR OLMAMI görüyordum. Şimdi kafam karışık. İşi şuan bıraksam ne olur?
Kadın çalışMAmalı. Bundan eminim. Ama bu kadın ne yapmalı? Şimdi şuan içinde bulunduğu bu durumda ne yapmalı.  İşi bıraksam ne olur? Bu senaryoyu yazacağım ama önce şu bozulmuş fıtrat meselesine bir girizgah yapmalıyım.
Bir site var http://www.cocukaile.net/ diye. Burada bol bol yazılıyor, yorumlarda da tartışılıyor bu konu. Sema Maraşlı'nın bu husutaki yazıları genel anlamda benim de düşüncelerimi yansıtıyor aslında. Ben şahsen oğlum doğduktan sonra evde geçirdiğim 10 ay içinde hissettim ki fıtratım bozulmuş. Allah-u Teala beni ne için yaratmış ben nelerin peşinde koşmuşum? Bu tek başıma benim suçum da değil üstelik. Kız çocuklarının yanlış yetiştirildiğini düşünüyorum. (Ona keza erkek çocuklarının da!) En azından bugünün Türkiyesinde benim gözlemleyebildiğim çevrelerde.
Dünyanın içinde bulunduğu bu genel durumun acayipliği, insanın ne olduğunu ne için burada olduğunu hiç umursamayan bu dünya düzeninin acımasızlığı bizi ne hale getirmiş.
Bir ev hanımı olarak, bir anne olarak ne kadar zorlanıyorum. Akademik alanda gösterdiğim başarının onda birini bile evimde eş olarak, anne olarak , kadın oalarak gösteremediğimi düşünüyorum. Çünkü yıllar yıllar yıllar boyu başka bir başarının peşinde koşmuşum. Kadın çalışmamalı tamam. Peki YA BEN???

13 Haziran 2013 Perşembe

Yolculuk

Şimdi yolculuk zamanı. Hem de tam yolculuk anı şuan. Yoldayız. Yar bzi çağırmış demek ki. Ne mutlu bize. Ömer arkada koltuğunda, anneannesi yanında. Ben ön koltukta kucağımda bilgisayarla.:)
Bir solukta alamayız bütün yolu, Ömer rahat yatağında uyumak ister gece uykusunu o yüzden konaklamamız lazım. Adıyaman öğretmenevinde rezervasyon yaptırmak için ücreti havale etmek gerekiyormuş. Mecburen, yani tamamen zorunluluktan (!) aldım laptopu kucağıma :):):) Eh almışken de bugünü kaydetmeden geçemedim.
Allah tüm yolculara da bize de hayırlı yolculuklar nasip etsin. Hayırla bekliyorlar inşaAllah hayırla varırız.

7 Haziran 2013 Cuma

Küsme bana çünkü küsemem sana:(




Şimdi, bunca işimin arasında acilen bunu yazmayı istedim...









Sevgili günlük,
Sanırım benim sorunum (yani sorunlarımdan biri) insanları kütüğüme geçirmem. Evlat edinme gibi adeta. Birini seviyorsam, benim oluyor. Benim derken sadece bana ait oluyor demek değil. Onu kendi kümeme dahil ediyorum. Ama benim kümem hep bir altküme, yani tamamı başka kümelerle kesişme halinde, çok şükür. Yani öyle sahiplenmiyorum.
Ama benim olanlara fazla içten davranıyorum. Mesafelerin çabucak yok olduğunu zannediyorum. Kısa ve öz şunu demeye çalışıyorum;
Sevdiğim, değer verdiğim, gerektiğinde sahip çıktığım, uğrunda bir çok fedakârlığa hazır olduğum insanların ufacık şeyler için bana küsmesine çok üzülüyorum. Hissettiğim şu ki; ben senin için neleri yapmaya hazırım, ne yükleri taşımaya niyetliyim, seni kırmak istemeden küçük bir hata etmişim ne olur affetsen :(
30 küsür yaşımda hala böyle çocukça düşünmem, hissetmem normal mi? Ayı gibi miyim yoksa ben? Annem, ayı yavrusunun severken öldürürmüş derdi. Öyle mi yapıyorum arkadaşlarıma...
Bilmiyorum.
M. demişti ki: "Çok güçlü görünüyorsun, dışardan bakınca kolay devrilmez görünüyorsun. İnsanlar da seni yaralamak istediklerinde var gücüyle yüklenilmesi gerektiğini düşünüyor olabilir ve o yüzden sana böyle yükleniyor olabilirler. Oysa ki sen o kadar güçlü değilsin, çabucak yıkılıveriyorsun"
Lütfen bana o kadar yüklenmesinler, arkadaş diye bildiklerim bana küsüp beni kendilerinden mahrum ettiklerinde bende çok büyük yaralar açılıyor.
Bu benim en hassas noktam. Bana küsmeyin. İnsan birine ancak çok çok çok kırıldığında, incindiğinde küser. Yoksa öyle değil mi? Ufak tefek şeyler için de küsmek normal mi? Bence öyle değil, yani beni seven bana değer veren birini, benim için fedakârlık yapan, yapabilecek birini benden mahrum etmek fazla ağır bir ceza değil mi? Bana böyleymiş gibi geliyor.
Olay şu: bir söz ya da hareketimle (istemeden) 10 birim incitmişim seni. Farkedersem mutlaka ama mutlaka özür diler, kendimi affettirmeye çalışırım. Özür dilesem de dilemesem de sen bana küsüyorsun ya işte ben o zaman 50 birim inciniyorum. Ve sonrası çok zor oluyor.
Gerçi büyüdükçe öğrendim fazla incinmemeyi, artık 40 birim diyebiliriz:)

N'olcak benim bu halim ???

3 Mayıs 2013 Cuma

Kadın çalışmalı mı? (3)

...
KPSS ye hazırlanmaya başladım. 2009 yılı sonlarıydı. İşyerinden bir arkadaşım eşiyle beraber İtalya turuna gidecekti. O sıralar beraber çalıştığım canım arkadaşım Zuzu'nun parlak bir fikri vardı; biz de gitmeliydik İtalya'ya. Beni cezbetmişti bu fikir. Eşimle konuştuk, anlaştık. Lakin kafama bir şey takılmıştı. Biz müslümandık. Tam bir müslüman gibi yaşayamasak da bunu arzuluyorduk. O halde bizim önce Kabe'ye gitmemiz gerekmez miydi? Madem yurtdışına çıkabilecek imkanımız vardı İtalya'dan önce Mekke'ye gitmek boynumuzun borcu değil miydi? Üstelik bunda çok da bir zorluk yoktu.

Niyetimiz, derdimiz yalnızca itaatti. O'na (c.c), her şeyin sahibine itaat. Hepsi bu! Başka hiç bir sebebimiz yoktu. Kabe'yi merak ediyordum bir de o kadar. Ne bir hasret, ne bir aşk. Yalnızca bir emri yerine getirmekti niyetimiz.

Hani şöyle bir söylem vardır: huşu yoksa, kalbinde başka şeyler varsa, yok efendim kuru kuruya namaz kılmanın ne anlamı varmış. Var efendim, çok anlamı var. Şunlar da duyduklarım arasında ne yazık ki: "Namaz kılarken aklıma başka şeyler geliyor, ben de suçlu hissediyorum, kılmasam daha iyi diyorum" (Allah korusun!).  Biz kuluz, bizim görevimiz itaat etmek, teslim olmak. Aşık olmak ve maşuktan gayrı her şeyi unutmak bizim altından kalkabileceğimiz bir iş değil. Aşk, ancak bir lütuftur bizim için. İtaatimiz ve teslimiyetimiz ile olsak olsak talip olabiliriz aşka. İslam olmak için, teslim olmak lazım, teslim olmak için ne emredilmişse yapmak lazım, sorgusuz sualsiz. Tam bir teslimiyet, "gassalın elindeki ölü" misali.

Neyse konuyu dağıtmayalım. Gerçi böyle dağınık da hoşuma gitti hani.

Gittik, geldik. Hepsi bu kadar olmadı çok şükür. Yalnızca emre itaat niyetiyle çıktığımız yolculuk, unutulmaz bir sefere dönüştü. Biz de dönüştük, değiştik elhamdülillah. Giderken tesettürle dönmek gibi bir niyetim olmadığı gibi, tesettürsüz dönme niyetim de yoktu.
 
İlkokulda resim dersinde bir resim çizmiştim.Konuyu öğretmen vermişti. Resim kağıdının bir yarısında siyah(!) fon üzerinde arap alfabesi, kulaç, arşın, fesli bir adamla çarşaflı bir kadın; diğer yarısında ise açık sarı fon üzerinde metre, şapka, takvim, takım elbiseli bir adam ve mini etekli sarışın bir bayan kişi. Tam ortada da ufacık  nadide bir portre!
 
Ben çizmiştim. Sınıfa asılmadı. Daha üstün bir yere layık görüldü resmim. Sadece öğretmenlerin kullandığı, güller içindeki ön bahçeye açılan öğretmenler kapısının hemen yanındaki panoya. Okulumuzda üretilen en nadide sanat eserlerinin sergilendiği pano!!! Çok sevinmiştim. Gidip gidip bakıyordum panodaki resmime. Lakin içimde garip bir duygu. Beni rahatsız eden bir şey vardı bu resimde. Yalandı bu resim, kocaman bir yalan. Gerçekten aklımdan geçen bu değildi. Öğretmenim beğensin diye yapmıştım. Resme baktıkça olması gerekeni sorguluyordum, doğru hangisiydi. Öğretmenimin anlattıkları belliydi, o anlatırken çok doğru geliyorlardı bana. Ama o zaman, annemin niye başörtüsü vardı? Şu siyah tarafa çizdiğim kadının kıyafeti neredeyse anneanneminkiyle aynıydı. O zaman onlar kötü müydü? Annem, anneannem kötü müydü? Kötü değilse neden siyah tarafa çizmiştim onları. Suçluluk hissediyordum. Dokuz ya da on yaşındaydım.
 
Ortaokula geldiğimde, zaman zaman aklımdan liseye gitmemek geçiyordu. Çünkü artık ben de başımı örtmeliydim ama okulda buna izin verilmiyordu. İmam hatip lisesine gitsem üniversiteyi kazanmam çok zor olur diye düşünüyordum. Okul birincisiydim oysa ki.
Eh bu düşünceler alttan alttan kafamı kurcalayarak üniveristeden mezun oldum. Kurtçuk hala beni kemiriyordu. Ölebilirdim, hiç tesettüre girmemiş bir müslüman kadın olarak ölmekten korkuyordum. Dua ediyordum. Ortaokuldan beri dua ediyordum bir çıkış yolu için. Gençtim, donanımsızdım. Zaman zaman kafam karışmıyor değildi. Öyle zamanlarda, öyle insanlar, öyle şeyler anlatıyorlar; o kadar ikna edici oluyorlardı ki "tesettürsüz de olur" saçmalığına inandığım bile oluyordu. Ama tüm kalpler gibi benim kalbim de O'nun elindeydi. O, dilediğini hidayete erdirirdi (Bkz. Bakara 272). Çok şükür ki benim kalbimi de hiç bırakmadı, kim ne kadar ikna edici olursa olsun ben doğruyu hissediyordum, O'nun kontrolündeki kalbimde hissedebiliyordum. Dualarım da bu yöndeydi.
Mezun olmuştum ve çalışmak istiyordum. Şimdi de çalışmaya engel kabul ediliyordu başörtüsü. Ama dualarım hiç kesilmedi, umudumu yitirmedim. Bu acayip düzene, etrafımdaki insanlara,sürekli fısıldayan şeytana ve en önemlisi de nefsime rağmen umudumu yitirmedim. Bir gün olacaktı biliyordum. Tek korkum o günü görememekti. Gaflet. İşte gaflet buymuş, şimdi daha iyi anlıyorum. Bilmek, istemek yetmezmiş. Hatta yalnız başına niyet etmek bile gerçekleştirmeye yetmezmiş. Başka şeyler lazımmış.
 
Okul bitti, işe de girdik. Ama o da ne? Devlet dairesinde çalışıyorum. Artık tek çare vardı işten ayrılmak. Bunu da kafaya koymuşum lakin hayata geçiremiyorum. Şeytan artık tamamen sağımdan sesleniyor, öyle şeyler uyduruyorki saçmalığın daniskası.
 
 
arkası yarın...